30/3/2007 - Sevgi Üzerine...
BİRAZ ZAMAN AYIRIP OKUMAYA DEĞER...
Masumi
Toyotome adlı bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok
gibidir" diye başlıyor. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor
musunuz" diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor: " Sevgi üç türlüdür.
Birincisinin adı 'Eğer' türü sevgi." Belli beklentileri karşılarsak
bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. örnekler veriyor: "Eğer iyi
olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli bir kişi
olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan
seni severim." Toyotome, " en çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.
"Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenin, istediği bir
şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türü budur"
diyor. "nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir
şey kazanmaktır." Yazara göre, evliliklerin pek çoğu 'Eğer' türü sevgi
üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki
gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne
aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde,
düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması
gereken anne baba sevgisinde bile 'Eğer' türüne rastlanıyor. Yazar bir
örnek veriyor: "Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak
babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlık
kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak
hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone
kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle 'sınavları
kazanamadın, Bir de utanmadan Hakone'ye gittin' diye bağırıyor.
Delikanlı: 'Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde
Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın' diyor. Baba daha çok
kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler
intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler,
yanılıyorlardı" diyor, yazar. "Delikanlı, babasının kendisine olan
sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı.
İnsanlar, 'Eğer' türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler
aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu
genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında
bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol
oynayabiliyor" diyor, Masumi Toyotome. İlginç değil mi?
İkinci
türe geçiyoruz: 'Çünkü' türü sevgi. Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif
ediyor: "Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu ya da bir şey yaptığı için
sevilir. Başka birinin onu sevmesi, onun sahip olduğu bir niteliğe ya
da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin
(yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin,
o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun
ki. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik
yerlere götürüyorsun ki."
Yazar,
'Çünkü' türü sevginin 'Eğer' türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor:
" 'Eğer' türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve
ağır bir yük haline gelebilir. Oysa, zaten sahip olduğumuz bir nitelik
yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz
gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu
tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin
düşünürseniz, bu türün 'Eğer' türünden temelde pek farkı olmadığını
görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de yükler getiri insana. İnsanlar,
hep daha çok insanlar tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına
yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan
biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık
ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama, sonsuz sevgi
ve kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı, yeni
doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler.
Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. Üstü açık
BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile geçene içerler. O zaman bu
tür sevgide, güven duygusu bulunabilir mi ?" diye soruyor Toyotome. "
'Çünkü' türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor. "Bu tür
sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var:
Birincisi,
acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. (Tüm insanların
iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin
bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk
ederlerse korkusu buradan doğar.)
İkincisi
de: Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa
endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın
yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince,
nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı, aynı kentte oturan
anne ve babası hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan
kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina
edilmiş olduğundan, bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca, sevgi de
kalmamış. Kız birçok ay sonra kahrından ölmüş...". Japon yazar
"toplumdaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündedir ve bu tür sevgi,
kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor.
Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?
"Ve
işte sevgilerin en gerçeği, üçüncü tür sevgi, benim 'Rağmen' diye
adlandırdığım türdür" diyor yazar. "Bir koşula bağlı olmadığı için ve
karşılığında bir şey beklenmediği için, 'Eğer' türü sevgiden farklı bu.
Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanmayıp böyle bir şeyin
varlığını esas olarak almadığı için 'Çünkü' türü sevgi de değil. Bu
üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına
rağmen sevilir." Güzelliğe bakar mısınız? 'Rağmen sevgi'. Esmeralda,
Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen
sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene
olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil
insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabi bu, sevgiyle
karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum
edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü
huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle
sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en
değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar "yüreklerin en çok susadığı
sevgi budur" diyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi
sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da
ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin olur sunuz?
Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. "Şu soruma
cevap verin" diyor. "kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size
aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek,
elbise, ev aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez
miydiniz? Kendi kendinize yaşamanın ne yararı var diye sormaz
mıydınız?" Devam ediyor Toyotome: "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi
sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya
birden bire başınıza yıkılmaz mıydı? O an yaşam size anlamsız gelmez
miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün
birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz
olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşar dınız?" diye soruyor ve
yanıtlıyor: "Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya
da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. " Toyotome, hem de
nasıl iddialı savunuyor 'Rağmen' sevgiyi. "Bugün yaşamınızı
sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da
bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz
umutsuz, Toyotome. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu
sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede
başkasına verecek fazlası yok." diye açıklıyor. Anlatıyor: "
Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da
aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar
var? " Yazara göre, "açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek
öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha
müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım,
sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana
yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? hepsi
o." Ve asıl çarpıcı cümle en sonda. "DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN
TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR." İYİ DÜŞÜNÜN... Bu yılınızı iyi
geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl hiç
gün ışığı ile uyandınız mı? Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz? Bir
neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? Kaç sabah yolda bir kediyi
okşadınız? Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu
hiç? Ve siz onu hiç kokladınız mı? Yaz gecelerinde ne çok yıldız
olduğuna hiç şaşırdınız mı? Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız? Kaç
kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz? Yaşlı bir ağaca
sarıldınız mı bu yıl? Çimlere uzandığınız oldu mu? Çocukluğunuzdan
kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç? Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl? Kaç
kez kuşlara yem attınız? Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı? Bu yıl
kaç kez gökkuşağı gördünüz? Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki
ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl? Eski bir dostunuzu aradınız mı
hiç? Kimseyle barıştınız mı bu yıl? Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez
fark ettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok 'küçük şey'e
bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yeni yılda düşünün. Yayılın
çimlerin üzerine. Acele edin...Er veya geç...Çimenler yayılacak
üzerinize...
|